İstilacı Türlerin veya Zararlı Deniz Canlılarının Oluşturduğu Sağlık Sorunları
25-04-2025Türkiye denizlerinin kıyı uzunluğu 8333 km, göllerinin çevresi ve akarsularının uzunluğu toplamı ise 10.000 km’nin üzerindedir. Bir yarımada olan ülkemizde deniz ve su kültürünün hak ettiği yeri bulamadığı bilinen bir gerçek.
Dr. Tolga Taymaz
SUFOD Yönetim Kurulu Üyesi
Türkiye denizlerinin kıyı uzunluğu 8333 km, göllerinin çevresi ve akarsularının uzunluğu toplamı ise 10.000 km’nin üzerindedir. Bir yarımada olan ülkemizde deniz ve su kültürünün hak ettiği yeri bulamadığı bilinen bir gerçek. Buna bağlı olarak zararlı deniz canlılarının oluşturabileceği potansiyel sağlık tehditleri ve oluşabilecek sağlık sorunlarında nasıl davranılması gerektiği de çok bilinen bir alan değil. Bizim SUFOD olarak hedeflerimiz arasında eğitim sistemlerini geliştirmek, çevre koruma bilincini oluşturmak, bilimsel çalışmalara destek vermek de bulunmakta olduğundan, birkaç yıldır eğitimlerini çeşitli platformlarda verdiğim bu başlığı, TUSACAN platformuna da taşımanın doğru olacağını düşündük. Burada yer alan bilgiler, kolay ve hızlı okunabilirlik sağlaması açısından kısaltılmış şekilde ve bizim coğrafyamızda karşılaşılabilecek problemler dahilinde verilmiştir. Ayrıca yasal sınırlamalar sebebiyle, kullanılabilecek ilaç isimleri verilmemiş, ilaç sınıflarından bahsedilmiştir.
Zararlı deniz canlıları ile ilgili bir bilgilendirmede, son yıllarda hayatımıza gittikçe daha fazla giren istilacı canlılara da özel olarak değinmek gerekir.
Yabancı (göçmen ) tür; direkt veya indirekt etkilerle doğal yaşam alanlarından başka alanlara taşınan türleri ifade eder.
İstilacı tür ise, geldikleri alanda bölgenin yerli türleri ile rekabete girip zarar veren, doğal yaşamı bozan, insan sağlığı veya ekonomiye zarar veren türler demektir. Karasal veya sucul (deniz ve tatlı sular) olabilirler.
Doğada binlerce yılda olabilecek değişimlerin, insan etkisiyle birkaç onyılda olması, bilim insanlarını ve su altı tutkunlarını adeta ziplenmiş bir evrime tanık etmiştir. Biz su altı fotoğrafçıları açısından bu zenginleştirici olsa da istilacı türlerin fazlalığı, doğal dengenin ve ekonominin aleyhinde gelişmelere sebep olmakta, zaman zaman da sağlığı tehdit etmektedir. Ancak bir takım çalışmalarla bu türleri bir ölçüde ekonomiye kazandırmak da mümkün olmuştur.
İster yerli ister yabancı türlere ait olsun, zararlı veya tehlikeli deniz canlılarına bağlı yaralanmalar ve sağlık sorunları seyrek görülür. Ancak yine de gerek bizim gibi su altı tutkunları gerekse toplum tarafından bu canlıları tanımanın dışında, temas halinde neler yapılması gerektiğinin de bilinmesi hayat kurtarıcı olabilir.
Yaralanma veya zehirlenme mekanizmaları, söz konusu canlının türüne göre ısırılma, sokulma, diken batması, hatta sadece deri temasından olabileceği gibi besin yoluyla tüketilmek kaynaklı da olabilir.
(Bu konuyu işlerken bazı sözcüklerin tam olarak ne ifade ettiğini netleştirmekte de fayda var, “zehirlenme” karşılığında direkt yabancı dillerden gelen sözcükler farklı anlamlar ifade edebilmektedir. Envenomasyon (envenomation),zehrin, zehir taşıyan canlı tarafından ısırılma veya batma ile vücuda alınmasını ifade eder. Poisoning (zehirlenme) ise, bir yara veya yaralanma olmaksızın zehrin; cilt, solunum sistemi veya sindirim sistemi tarafından kan dolaşımına katıldığı ve kişiyi etkilediği durumları ifade eder)
Görülen zararın ciddiyeti hafiften ağıra kadar geniş bir yelpazede olabilir. Olayın ciddiyetini maruz kalan canlı ve maruz kalınan zehrin özellikleri etkiler.
Maruz kalan bireyin aşağıdaki özellikleri göstereceği reaksiyonda önemlidir:
- Yaşı, (daha küçük ve daha ileri yaştakiler daha çok etkilenebilirler)
- Genel sağlık durumu, (fizyolojik rezerv)
- Eşlik eden hastalıkları (şeker hastalığı, kalp damar hastalıkları gibi durumlarda daha dikkatli olunmalıdır)
- Zehre baş-boyun-kalp bölgesine ne kadar yakın maruz kalındığı (bu bölgelerde risk artar)
- Alerjik yapısı,
- Zehre karşı duyarlılığı (aynı zehir, aynı miktarda farklı kişileri farklı şekillerde etkileyebilir) veya
- O zehre daha önce maruz kalmış olması (Genellikle bir kez maruz kalmanın sonraki maruziyetlerde reaksiyonu azaltabildiği etkilenen hastalar tarafından dile getirilmektedir, ancak bu, ülkemiz veya Akdeniz sularındaki organizmalar için geçerlidir, Uzakdoğu veya Pasifik’te bunun tam tersi yönde reaksiyonlar bilinmekte ve bildirilmektedir)
Bunun yanında
Yaralanmaya sebep olan canlının ve zehrin türü,
- Maruz kalınan zehir miktarı (enjekte olan zehir veya yiyecekle alınan toksin) de önemlidir.
Zararın oluşum mekanizmalarına göre konuyu birkaç başlıkta ele almak daha anlaşılır kılacaktır. Diken batması, sokulma veya deri teması ile zehrin vücuda girmesine ve olası zarara sebep olabilen canlılar arasında trakonya, iskorpit, aslan balığı, sokar (sokkan) , taş balığı (stonefish),çizgili kedi yayın balığı, vatoz, daha hafif olmak üzere üzgün balığı, tiryaki balığı ayrıca deniz çıyanları, anemon, deniz kestaneleri sayılabilir.
- Zehir söz konusu balıklarda sırt, kalça bölgesindeki dikenlerden, kestanelerde direkt iğnelerden veya diğer canlılarda vücudun uzantılarından geçer
- Zehrin miktarına göre şiddetli ağrı ve şişlik görülebilir,
- Yara yeri kızarır, morarır, kaşınır, uyuşur, zonklar, baloncuk oluşabilir
- Daha tehlikelisi doku ölümü (gangren) olabilir
Belirtiler etkilenen bölgede yerel olmaktan çıkar ve daha sistemik hale gelirse tüm vücutta çeşitli şikayetler çıkabilir. Bunlar ;
- Bulantı, kusma, karın krampları
- Titreme, aşırı halsizlik, kas krampları, ritim bozukluğu, solunum zorlukları,
- Tansiyon düşmesi, baş dönmesi, havale, baygınlık
- Ölüm??
- Ne kadar iğne battı, ne kadar derine gitti, ne miktarda zehir girdi, kişisel duyarlılık nedir? Bunlar bilinirse müdahale daha uygun yapılabilir.
Bu tür yaralanmalarda temel ilkeler; kişi suda ise hemen çıkarılması, oluşabilecek şişmelere karşı saat, yüzük, bilezik, halhal, kolye gibi şeylerin de hastadan çıkarılması gerekir.
Dayanabileceği kadar sıcak suda en az yarım saat bekletilmesidir. Bu tür canlıların zehirleri protein yapıda olduğundan sıcakla bozulurlar ve bu bozulma dolayısıyla dolaşıma daha az girerler. Önerilen, 40-45 derecede suda bekletilmesidir, bu sıcaklık, 1 ölçü kaynar su ve 2.5 ölçü musluk suyunun karıştırılmasıyla sağlanabilir. Sonrasında da ekstraktör de denen aletler veya cımbızlar ile mümkünse batan dikenlerin çıkarılmasına çalışılır.
Yaranın içinde yabancı madde kalmaması gerekir, sabunlu su sonra temiz su ile yıkanır, yoksa deniz suyu kullanılır, yara açık kalır, kanama varsa üzerine bası uygulanır. Yüksek pozisyonda dinlendirme, yaralanma kol veya bacakta ise kalp seviyesinin üzerinde tutma, hareketi en aza indirme (harekeT, zehri yayar) önerilir.
Alerji/ Gecikmiş aşırı duyarlılık reaksiyonu konusunda bilinçli ve dikkatli olunmalıdır, tetanoz aşısı uygulanmalı, enfeksiyon riski/şüphesi varsa sağlık kuruluşu tarafından antibiyotik başlanmalıdır.
Tıbbi Tedavi
Tüm alerjik reaksiyonlarda olduğu gibi alerji ilaçları antihistaminik ve halk arasında kortizon diye bilinen ilaç grupları uygulaması gerekebilir. Bu 2 grup birbirinden farklı ilaç gruplardır hafif bir reaksiyonda sadece antihistaminik grubu verilebilirken şiddetliye doğru olan veya olabilecek bir reaksiyonda, şeker veya tansiyon yükselmeleri gibi etkilerinin de olabileceği bilinerek kortizon türü ilaçlar kullanılabilir. Türkiye’de daha sınırlı olmakla beraber yurtdışında birçok ülkede her tür alerjiye bağlı çok ciddi seyreden durumlarda (anaflaksi durumları) adrenalin adlı maddeyi içeren Epipen enjektörleri kişilerin veya ailelerin çantalarında bulunabilmekte ve hayat kurtarıcı olabilmektedir.
Bunun dışında çeşitli sınıflarda ağrı kesici türleri, hastane şartlarında morfin içeren ağrı kesiciler veya yaralanma bölgesine yakın vücut kısmını ilgilendiren sinir blokajları ciddi ağrılı durumları kontrol altına almak için yapılabilir.
Seyrek durumlarda, tablonun seyri riskli görülen hastalar hastanelerde nabız tansiyon solunum gibi yaşamsal bulguları yakından gözlenerek bir süre izlenebilirler. Taşbalığı (stonefish) için ise , bu canlı ile karşılaşmaların daha çok olduğu Hint ve Pasifik Okyanusları’ndaki sağlık kuruluşlarında panzehir (antivenom) bulunmakta ve hayat kurtarıcı olabilmektedir.
Bu başlık altındaki bazı canlılar için ek bilgiler de verilebilir. Trakonya yakın zamana kadar Akdeniz’deki en zehirli balık olarak anılmaktaydı. Özellikle kumluk bölgelerde kuma gömülü olarak bulunur ve üzerine basılınca sırt dikenlerinin batması ile zehir vücuda geçer. Çok çok ağrılıdır, hastane şartlarında morfin türü ağrı kesici gereği duyulabilir.
İskorpit, aslan ve taş balığı gibi balıkların sırtlarındaki dikenlerin içindeki kanallarda zehir bezleri bulunur, bu canlının üzerine basınca dikenin deri içine girmesiyle deniz canlısının derisi geriye doğru gider ve zehir bezi içindeki zehir, kanala boşalarak çok büyük bir hızda üzerine basan kişinin ayağına veya temas eden diğer vücut bölgesine enjekte olur, bu, milisaniyeler içinde gerçekleşir. İskorpit yurdumuzda aşina olunan bir canlıdır, aslan balığı popülasyonu son yıllarda çok çok artmıştır, taş balığı (stonefish)’in ise neden burada işlendiği düşünülebilir.
Taş balığı, literatürde dünyanın en zehirli balığı olarak geçmektedir. Yapısı gerçekten bir taş veya kayaya benzemektedir. Burada söz etmemin sebebi Akdeniz’de 2010 yılından şu ana kadar İsrail, Türkiye, Filistin ve Kuzey Kıbrıs’ta toplam 5 adet karşılaşmanın bildirilmiş olmasıdır. The Venomous Stone Fish | STONE FISH | River Monsters linkinde görülebileceği şekilde sandaletin bile üzerinden zehri boşaltabilen bu canlının Hint Okyanusu’nda bir plajda yanlışlıkla basma sonucu zehirlediği bir vakayı izleme şansım oldu, bu hastanın hayatını kurtaran, bulunduğu adadaki stonefish antivenomu olmuştu, hastanın hayatında hissettiği en büyük acı olarak tanımladığı yarasının iyileşmesi aylar sürmüştü. Ülkemizdeki yayılımı gittikçe batıya doğru ilerleyen çizgili kedi balığı temasıyla ölümlere dair de yurtdışında yayınlar yapılmıştır.
Yine temas yoluyla sağlık sorunu oluşturabilen ama ilkyardımı biraz daha farklı olan denizanalarını ayrı bir başlığa koymayı uygun buldum.
Omurgasızların knitliler şubesinden olan denizanalarının nematokist denen ve içlerinde zehir bulunan organelleri vardır. Temas durumunda deri ile bu nematokistler karşılaşır uyarı ile organeller patlar ve zehir, dokunan canlının derisine enjekte olur. Diğer batma ve sokmalarda görülen reaksiyonların benzerleri yine olabilir.
Denizanası ile temasta önemle vurgulanması gereken husus, etkilenen bölgenin deniz suyu ile yıkanmasıdır. Tatlı su kesinlikle kullanılmamalıdır. Çünkü tatlı su, temas bitmiş olsa bile, patlamamış zehir keseciklerinin açılıp zarar vermeye devam etmesine yol açar. Tıraş kremi, sabun veya kum ile etkilenen bölge kaplanıp banka kartı gibi bir alet yardımıyla oranın sıyrılması gerekir, peşinden deniz suyu yine uygulanır, göz etkilenmişse yapay gözyaşı kullanılabilir, etkilenen bölge ovalanmaz. Tıbbi yardım önerileri yukarıdakilerle benzerdir.
Isırma ve ezme ile yaralanmalar ise ülkemizde çok nadirdir.
Son yıllarda kaplumbağa temaslarıyla ilgili artan sayıda şikayet bildirilmektedir. Bu canlılarda diş ile ısırma yerine daha çok ezme söz konusudur.
Potansiyel olarak ısırma başlığı altında köpekbalıkları, mürenler, tetik balıkları akla gelir. Ülkemiz sularında genel olarak bu tür ısırmalarla pek karşılaşmasak da temel olarak birkaç şeyi akılda tutmakta fayda vardır,
Bu grupta işleyebileceğimiz Müren balıklarının farklı bir çene yapısı vardır. (Multimedia Gallery - Moray eels have two sets of jaws--the oral jaws and the pharyngeal jaws. | NSF - National Science Foundation) Geride duran 2. Çene, avını alırken öne doğru çıkar ve avını alınca tekrar eski yerine doğru hareket eder. Ağzında bakteri çoktur.
Tüm ısırıklarda gereken önlemler; Vücut bütünlüğünün korunması, yaranın yıkanması, kanamanın kontrolü, her sağlık sorununda olduğu gibi solunum ve dolaşımın kesilmemesi, yarada kalan parçalar ve enfeksiyon yönünden gerekli girişimlerin yapılmasıdır.
Son olarak, besin olarak tüketildiğinde zarar veren grubun ilk akla gelen ve en zararlı olanı, yine son yıllarda sayısı gittikçe artan bir istilacı olan balon balığıdır.
Balon balığı 2800 yıl önce Japonya’da tüketiliyordu, 1700 yıl önce Çin hanedanlarının sofralarında olduğuna dair belgeler var, antik Mısır’da top oyunlarında kullanılırdı.
Ancak Japonya’da , uzun süren eğitimlerden sonra bile hazırlanan balon balığı yemeklerinden ölümler azımsanmayacak sayıda olunca (ki orada tüketilen türler Akdeniz’dekilerden daha farklıdır) devlet tüketime bir sınırlama getirdi. Türkiye’de çeşitli sivil toplum kuruluşları ve kamu otoritelerinin balon balığı tüketilmemesine dair uyarı ve çalışmalarına rağmen hala üzücü sonuçlar geldiğini ve kayıplar yaşandığını biliyoruz. Bunun tersi yönünde görüş bildirenlerin, yediği halde bir sorun yaşamayanların veya bilimsel şemsiye altında yemeyi savunanların sözüne kesin ve net olarak itibar edilmemesi gerekir. Balon balığı yedikten sonraki hastalık aşamaları 4 evrede ele alınır, ilk aşama 10 dakika- 2 saat içinde başlar, kas sinir sistemi belirtileri, ağız çevresi ve dudaklarda uyuşma, baş ağrısı, baş dönmesi, gözbebeği küçülmesi, tükürük artışı, bulantı-kusma, karın ağrısı, ikinci aşamada genelleşen uyuşmanın gövde ve bacaklara yayılması, kol ve bacaklarda gevşek felç, gözbebeklerinde büyüme, üçüncü aşamada daha şiddetlenen belirtilerle birlikte konuşmada bozulma, dengesizlik, sesin kısılması, solunum ile kalp ritminin bozulması, morarma veya solukluk vardır ve bilinç hala açıktır, dördüncü aşamada tansiyon çok düşebilir, havale geçirilir, bilinç kaybolur, solunum yetersizliği gelişir, solunum tam anlamıyla kaybolabilir. Herhangi birinin balon balığı yediği öğrenildiği zaman “112 acil hattı” aranarak destek istenmeli ve tam teşekküllü hastaneye yönlendirme yapılmalıdır. Çok hızlı davranmak gerekir çünkü tüm bu aşamalar çok hızlı gelişebilir, hastanede destekleyici tedavi, gerekirse solunum desteği veya mekanik solunum desteği yapılması gerekebilir. Bazı ilaçların tedavide kullanımına dair yayınlar vardır ama bu konuda tam bir görüş birliği yoktur, eğer ilk gün geçirilebilirse kurtulma şansı yükselir. Devletin kuyruk başına balıkçıya destek verdiği bu canlıyı ne insanların ne de hiçbir hayvanın tüketmemesi gerekmektedir.
Herhangi bir zararlı deniz canlısına maruz kalındığında, tıbbi yardım isterken veya sağlık kuruluşuna teslim ederken, olayın nasıl gerçekleştiği, sonrasında nasıl seyir izlediği, kişinin varsa hastalıkları ve kullandığı ilaçları, biliniyorsa alerjileri konusunda mutlaka bilgi verilmelidir.
Zararlı deniz canlıları konusunda tüm toplumun ve sağlık personellerinin bilinçlendirilmesi ve eğitimi, sosyal ,basılı ve görsel medya ile farkındalığın artırılması gerekir.





















